ana sayfa    
 

 

hatırlamalar

   Sistem genellikle, üzerinde bürokratı taşırken, kendini ezilenlere taşıtan tek ve büyük bir çark ile resmedilir. Böyle bir resimde insanlığın (daha doğrusu ezilenlerin) düşmanının kim olduğu bellidir: Bürokratın ta kendisi. "Görme"nin bu şekline göre, bürokratın ortadan kalkmasıyla ya da bu tek ve büyük çarkın altına diğerleri gibi girmesiyle sorun ortadan kalkar.
   Birey, diğer bireylerle birlikte, belli bir coğrafi mekan içinde ortak kültürel unsurlarını koruyarak oluşturduğu topluma karşı sorumluluklar ve ödevlerle yüklenir ayaklarının üzerinde durmaya başladığı yaşından itibaren; toplumu organize eden tüm kurumların, onun yaşama hakkı üzerinde tasarruflara sahip olduğu gerçeğiyle birlikte. O tek ve büyük çarkın dönüşü bu tasarrufun kabul edilebilirliğine bağlıdır temel olarak. Ödevlerini yerine getirmesi özgürlüğü için ödüyor olduğu bedeldir. Bedelin önceliği kurumların işlevinin sürmesine bağlıdır.
   Öte yandan, deminki resmedişe temel olan algı, bireyin algısını yansıttığı kadar, "gerçeğin ta kendisini" tasvir yetkinliğinden uzaktır. Örneğin sistem, her bireyin bir ötekinden farklı bir çark olduğu ve tüm çarkların, altında ya da üzerinde bir şey "taşımaksızın" aynı hiyerarşik koşullarda, ancak farklı işlevleri yerine getirir vaziyette bir arada durduğu bir form halinde de resmedilebilir. Bu resimde "gerçeğin ta kendisi", bireyin çarkı çeviren bir oyuncak değil, "kendini çeviren bir çark" olduğudur. Buradaki çark sayısı birkaç tane değildir, görünen bilinen tüm bireylerin sayısı kadar çark mevcuttur. Özgürlük her bir çarka (tırnak içinde bireye) verilmiş bir hak olduğundan, bu sistemin kendisi bireye karşı düşmanlar barındırmaz. Daha doğrusu düşman, sisteme dair ilk algılayışın dışındadır, fakat varlığı çarkların varlığına bağlı olacak kadar yakındadır. Bu bağlamda, düşmanı görebilmek için kendine bakması gereken birey, varlığını sürdürme itkisiyle bu bakışı es geçer, dolayısıyla kendini ve düşmanı da. Düşmansız bir hayatı kim istemez?!

   Çıkarın beni buradan, ben deli değilim!
   Uyumsuzluk kolaylıkla farklı isimler ve bunun peşinden yaptırımlar alabiliyor: Çarkların bozuk olanı, işlemeyeni, ters işleyeni, vs.. Bir insanın birey olarak işlevsizliğine karar veren bir üst yapı söz konusu: "Delidir, hastadır, çürüktür, kaçmıştır, dönmüştür, haindir, teröristtir, inançsızdır ve en önemlisi ahlâksızdır". Sözün ağırlığı, onu kaale alanadır. Bireyin sistem dediğimiz "öznesiz" düşman karşısındaki acizliği, yanı başındaki ötekilerin kendisini ötekileştirmesi gibi bir cezalandırma mekanizmasının işleyişiyle ortaya çıkar. Sistem tek başına ya da örgütlü olarak başa çıkamayacağı kadar yetkin savunma duvarlarıyla dikilir uyumsuz bireyin karşısına. Bu yüzdendir ki, özgürlüğünü korumak adına, sağlam bir çark ağının içerisinde yer almak, korkularından ve dönüp kendine bakmak yolundan uzaklaştırır onu.

   Biraz daha sabret, biraz daha...
   Amerika Birleşik Devletleri'nin en az altmış ülkeyi kara listesine almış olması, sisteme hakkıyla entegre olmamış en az altmış ülkenin varlığına işaret. Bir İslam cumhuriyeti, sosyalist cumhuriyet, krallık, ulus devlet ya da militarist aygıtların nüfuzuna gark olmuş bir rejim olması fark etmiyor entegrasyonun sürmesi için. Yöntemlerinin farklılıklarına değinmeksizin, birleşik Avrupa ya da Avrupa Birliği, NATO, OPEC, BM, vs.nin de bu entegrasyona yönelik ideolojik yaptırımlara dayanarak hareket ettiği rahatlıkla söylenebilir. Çıkış noktalarının farklılığı, tarzlardaki farklılıkları belirliyor, fakat amaç tek.
   "Verilmiş hak" olarak özgürlük alanlarımızın genişleyeceği ve düşmanın bireylere dokunabileceği noktalardan çok uzaklara gönderileceği düşünün hezeyanı ile, "sivil" alandaki tüm "toplum örgütlenmeleri", "A.B. devi" ile ortaklığa hazırlar. NATO üyeliği ile atılmıştı entegrasyona dair ilk büyük adım; amaç, "Türkiye'nin kurtuluşu". Sınır çizmeye ya da korumaya mahkûm bir anlayış bu. Haydi, ülkeyi kurtarıyoruz; Ortadoğu'nun sigortası oluyoruz; önümüzdeki on yıllık süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modernizasyonu için gereken yüzellimilyar Dolar'ın peşinde, A.B.'nin kasasına doğru uzanıyoruz; haydi, hep birlikte.

   Hem asker, hem özgür
   Olmak mümkün mü? Ölümsüz vücûtlarımızı sürdüğümüz alanlar her an yeni bir kahraman ve yeni bir uyumsuz yaratıyor, yürekleri ve beyinleri birbirinden tek tek ayırarak. Maddenin bozunumu ilkesine karşı, öleceğimiz gerçeğine karşı, tüm yaşamların özdeş itkilerle ilerlediği bilgisine karşı, yoklukla hiçliğin farklı olduğu bilgisine karşı direnerek yaşıyoruz. "Öldürme"nin meşruluğu esasıyla tasarlanmış "özgürlük" anlayışı; empati kuramadığımız tüm "öteki" hayatların ve deneyimlerin üzerini, sevmeyi unutmuş uslarımızın parçalarıyla kapatarak, hayatlarımıza açtığımız yaşam alanları; kendimizi sevmeye çalışıp beceremeyişlerimiz... Tüm yanılgılarımızın nedeni bunlar, tüm kafa karışıklığımızın. Durmak gerek, durdurmak gerek düşüncelerimizi..

   Soluduğumuzun, gerçekten hava olduğunu mu sanıyoruz?

 Mustafa Şeyhoğlu