her
ses güzeldir
meğer
türküsünü bulmuş ola
Demokrasi’de “çok seslilik”ten bizde
genellikle “her kafadan bir ses” çıkması anlaşılıyor.
Söylemeye gerek var mı bilmem, her kafadan bir ses çıkması
hiç de demokrasi anlamına gelmez.
Melih Cevdet Anday
Çocukluğun
kirlenmemiş saflığı, kafesteki kuşu salmak ister; kuş uçsuz
bucaksız semada salınacak, süzülecek, özgürce kanat çırpacak...
Ne ki kuş ahir ömründe hiç ağaç görmemiştir. Çayıra, bayıra,
ormana bile salsan ne yapıp edeceğini bilemez ‘kendinde’ değildir,
doğası bozulmuştur, zaten erişilebilir uzaklıkta böyle bir
yer de yoktur, şehir asfaltla betonla kaplı bir çöldür.
Geçmiş zaman, Apolitika’da şiddet ve özgürlük
bağlamında yapılan bir tartışmayı hatırlıyorum. Konuyla ilgili
yazılardan birinde aslanın kafesten kurtulmasının yegâne yolu
bakıcısını öldürmekse bunun hiçbir ‘mahsuru’ olmadığı söyleniyordu.
Bir an için manzarayı gözümde canlandırdım, mesela çevre yolunda
özgür bir aslan yanında da yine mesela mutlu bir Hollandalı...
Özgür ve mutlular... Bedeli de ödenmiştirha... Gerçekte, ne
bir kuş özgürce kanat çırpabilir, ne de bir aslan diyelim
ormanında özgür olabilir, bunlar ‘kendinde’ hayvanlardır.
Verili koşullar içinde yaşarlar, özgürlük ‘kendisi için’ olmaktan
geçer, verili koşulları değiştirebilme bilinci, gücüdür bu.
Üşüyünce ateş yakmak gibi. Kaldı ki kafesteki kuşun doğası
da tahrip edilmiş, o yalnızca kafeste yaşayabilir... ‘Kendinde’
bile değil, bir biblodur olsa olsa...
Şimdi benzeri bir şey insanın da başında...
Bütünlüğü bozulmuş, parçalanmış... Doğaya, topluma, şeyleşmiş,
ölçülmüş, biçilmiş, sınıflandırılmış, bir programa göre yaşayan
bir örnek, tek tip eştinselin.(Halbuki insanın eşi yoktur
değil mi, menendi de?) Araya şunu sıkıştırmadan edemeyeceğim:
Şu araç amaç diyalektiği... Tevellüdü biraz eski olanlar -gerontokratlar
mı deseydim- bilirler, iş bitimi aracın gerecin her zaman
insanın elinde kaldığını. Öyle basit bir mesele değildir.
Hatta şu bile söylenebilir: bir menzile ulaşmak için yola
çıkarsın otoban, keçiyolu, deniz, dikenli yollar, iç yollar,
dış yollar belki de havayolları... Az gidersin uz gidersin...
Menzil sen yaklaştıkça uzaklaşır... Uzaklaşır... Yürürsün.
Gün gelir bir bakarsın ki, vardığın yer, menzil yürüdüğün
yolların toplamı... Bu... Özgürlük hem zihinsel hem bireyseldir.
Kendi iç bütünlüğünü kurmak ve korumaktır. Elleri kelepçeliyken
bile insan özgür olabilir, kafesteyken de... Özgürlüğün imkânlarını
elde etmek ise kurtuluştur ve toplumsaldır. Kısaca kafesten
ancak ‘özgür’ bir insan ‘kurtulabilir’.
Bu yüzden yabancılaşma, endüstri, piyasa,
doğa kavramları bizim için önemlidir, yoksa liberalizm neyimize
yetmezdi. Pozitif tarih dünyanın Batılılaştırılması tarihidir
de. Nasrettin Hoca’nın ‘dünyanın merkezi neresidir?’ sorusuna
verdiği ‘eşeğimin ayaklarının bastığı yer’ cevabının oluşturduğu
zemin, bugün de elverişli ve geçerli, işgören zemindir bu
nedenle. Bu memleketin bilgisine ihtiyacımız var.
‘Anarşi bu topraklarda hiç yenilmedi.’ Arada bir bu sözü işitiriz.
Anlamı nedir?
Anarşi Batı’da pişti, bize 80’lerde düştü.
İşte Akıntıya Karşı, Kara, Efendisiz dergileri falan. Bu açıklama
tarzı, maalesef bir tercüme anarşizmidir. Özgürlük savaşımı
özel mülkiyetin ortaya çıkışından bu yana insanın yaşadığı
her yerde var. Yenilgi de zafer de her zaman oldu. İskenderler
bir tarafta, Sinoplu Diyojenler öbür tarafta. Bugün bile en
çetin özgürlük savaşımı belki anarşistlerin esamesinin bile
okunmadığı alanlarda veriliyor; evlilik aşkı değil, aşk evliliği
öldürüyor. Tercüme odasından doğan aydın, aydın anarşistler,
lanet olsun. Biri de 80 öncesi anarşistleri tek tek saymış,
şu kadardık diyor. Vallahi bunlardan korkulur.
bunların avazıyla kelam tutturulmaz
bize kendi sesimiz gerek,
herkesin kendi sesi...
‘her kafadan bir ses’ gerek...