ana sayfa    
 

 

korkunun tahakkümü

   Önce karnınızdan başlayıp vücudunuzun dört bir yanına doğru hızla yayılan, kolları ve bacakları hızla katedip ellerinizi ve ayaklarınızı tutmaz hale getiren, aklınızı, iradenizi felç edip sizi siz yapan herşeyi ortadan kaldıran bu duyguyu tanımayan var mı? Hatta bir hayvanda bile görür görmez bu kadar apaçık tanıdığınız bir başka duygu var mı?
   Korku çağlar boyunca tahakkümcülerin (ve hayvan terbiyecilerinin) en önemli silahı oldu. Moğollar Avrupa kıtasına kadar bu sayede geldi. Adım attıkları her toprakta öyle bir korku dalgası yayılırdı ki çoğu kez kaleler kapılarını kendiliklerinden açıverirdi. Bir avuç kolonici Güney Amerika'yı ve Afrika'yı korku ile dize getirdi. Henüz tene değmemiş bir sopayı, henüz saplanmamış bir kılıcı, henüz hedefini vurmamış bir tabancayı kat be kat etkili kılan şeydir korku.
   Bir insanı yapmak istemediği bir şeyi yapmaya zorlayan, katlanmak istemediği bir duruma boyun eğdiren en sağlam pranga korku değil ise nedir? En yalın haliyle, varlığın kendi canlılık halini koruma refleksi olan korku, birey ve toplum ilişkisinde yeni boyutlar kazanır. Çünkü toplumsal örgütlenme, canlılık haline yeni boyutlar ekler ve onu "yaşantı" haline getirir. Yaşantı, bireyin salt kendi varoluşu ile tarif edilemez canlılığını, yani "diğerleri" ile olan ilişkisi içindeki canlılığını tarif eder. Toplumsal örgütlenmede, bireyler için alıştıkları yaşantının sürdürülebilmesi bir çok durumda canlılığın sürdürülebilmesinden daha fazla önem kazanır. İnsanı intihar edebilen bir canlı türü kılan en önemli nedenlerden biri budur. Yaşantının sürdürülebilir tek bir hali olmamasına karşın, mevcut yaşantıya yönelik her tehdit bir korku kaynağına dönüşür ve korku içselleşerek her tür değiştirici girişimin önüne dikilir.
   Dolayısıyla tüm boyutlarıyla korku, iki taraflı çalışan bir bıçak gibidir; hem tahakküm odaklarının en önemli yaptırım silahıdır, hem de yeni yaşantı projelerinin ve özgürlük atılımının önündeki en önemli içselleşmiş statik engel haline gelir. Tahakküm odakları istedikleri her tür değişiklik için bu içselleşmiş korkuyu bastıran yeni bir korku dalgası yaratırlar ve bu sayede insanlar çaresizlikle haklarında alınan kararlara boyun eğmeye zorlanırlar. İşte tam da bu noktada kritik bir tartışma alanı belirir önümüzde. Darbelerden medet umanları yani toplumsal projelerini bir gecede ele geçirecekleri iktidar aygıtı ile yani korku sayesinde gerçekleştirmeyi planlayanları bir kenara bırakalım. Kitlesel muhalefete önemli bir işlev yükleyen siyasi hareketler ve elbette her tür tahakkümü reddeden yani iktidarı ele geçirmek değil, ortadan kaldırmak isteyen anarşistler yeni yaşantı projelerinin önündeki iki taraflı çalışan bu korku engelini nasıl bertaraf edeceklerdir? Soruyu daha tanıdık haliyle şöyle de sorabiliriz: bir yandan iktidarın korku silahı etkisizleştirilirken diğer taraftan insanlar alternatif olarak sunulan yeni bir yaşantı için nasıl harekete geçirilecektir?
   Açıktır ki cevabın biri olumlama diğeri olumsuzlama temelinde iki ana başlığı olacaktır: insanlar bir taraftan yeni ve daha iyi bir yaşantının olanaklı olduğuna, diğer taraftan mevcut yaşantının ne olursa olsun sürdürülemezliğine ve katlanılamazlığına ikna edilmelidirler.
   Cevabın ilk başlığı, yani insanların yeni ve daha iyi bir yaşantının olanaklı olduğuna ikna edilmeleri, vaaz edilen bu yeni yaşantının ne olduğundan tamamen bağımsız olarak sadece iki yöntem içerebilir: ütopya ve örnekleme.
   Ütopya, henüz varolmayan ama düşünsel seviyede kurulmuş yeni bir yaşantı tarif eder. Her tür siyasi akımın bu seviyede "vaadedilmiş bir yaşantısı" vardır. Anarşistler dışındaki tüm siyasi akımların ütopyaları, özünde bir tahakküm projesidir ama bu aşamada projenin içindeki tahakküm öğesi hep özenle örtük bırakılır. Bazı anarşistler "anarşizmin ütopyası yoktur" itirazını getirebilir; ama bence bütün anarşizmi kucaklayan özgürlük ideası, yeryüzünde dile getirilmiş en veciz ve dinamik ütopya olarak kabul edilmelidir.
   Örnekleme faaliyeti ise temel olarak mevcut yaşantı içinde veya ötesinde oluşturulan "kısmi" yeni yaşantı örüntüleri yoluyla yapılır, ki bunlar yerine göre yaşam birlikleri, cemaatler, dünyanın bir başka bölgesindeki geçmiş ya da aktüel deneyimler ve en önemlisi de eylemlerin tarzı olarak şekillenir.
   Cevabın ikinci başlığı, yani insanların mevcut yaşantının sürdürülemezliğine yani katlanılamazlığına ikna edilmeleri ise kendi içinde yine iki yönlü bir faaliyet gerektirir: mevcut tahakkümün korku dalgasını etkisizleştirmek ve mevcut yaşantının olumsuzlanması. Elbette her iki faaliyet alanında "örnekleme" yöntemi yine geçerlidir: hem tahakkümün korku dalgasına aldırmayan hem de yaşantısını korkusuzca değişikliklere açan öncüler ve hatta kendi canlarını feda etmeye hazır "kahramanlar" herşeyin ötesinde birer örnekleme unsurudur.
   Mevcut yaşantının olumsuzlanması için başvurulan en yaygın yöntem ise elbette eleştirel propagandadır. Propaganda konusunun tarz olarak ne kadar engin bir alanı kapsadığını belirtmeye bile gerek yok; ama altını çizmek gerekir ki propagandanın seçilen yöntemleri, elbette önerilen yeni yaşantının içeriği açısından belirlenir, onun ipuçlarını içinde taşır.
   O halde isteyerek ve planlayarak oluşturulmuş korku dalgası olarak tanımlayabileceğimiz terörizmin bütün bu çerçevede manası ne olabilir? Görülüyor ki terörizm, öncelikle mevcut tahakküm odaklarının alışılagelmiş metodudur. Ama biliyoruz ki terörizm sadece iktidardakilerce kullanılmıyor; terörizm bir çok durumda mevcut iktidara karşı kullanılıyor. Öyleyse bir korku dalgasından "değiştirici dinamik" olarak medet umanlar vardır. Terörizmden bu anlamda neden ve nasıl medet umulabilir?
   Tarihte terörizm başlığı altında sayılabilen eylemlerin büyük kısmı doğrudan doğruya tahakküm odaklarını hedef seçmiştir ve bu anlamda da bir çok muhalif düşüncede açıkça olumlanmasa da içten içe duygusal olarak olumlu yankılanmıştır. Ancak bu noktada dikkatle yapılması gereken bir ayrım vardır: yukarıda iki başlık altında tartıştığım toplumsal dönüşümü olanaklı kılmaya dönük girişimlerin olumsuzlama kısmı, olumlama kısmı ile kopmaz bir şekilde bağlıdır. Yani yeni bir yaşantı için mevcut tahakküme karşı girişilen eylemlerin tümü, özünde bir olumlama ile bir olumsuzlamayı kaçınılmaz olarak birarada taşır. Ne için mücadele edildiği, nasıl mücadele edildiğini önbelirler ve tersi olarak da nasıl mücadele edildiği, beyan edilenin ötesinde bu mücadeleden ne umabileceğimizi bize anlatır. Terörizm olarak tasnif edeceğimiz eylemlerin ayırd edici karakteri, olumsuzlama içeriklerinden bağımsız olarak, açıkca belirtilmiş olsun ya da olmasın, korkuyu olumlamasıdır, araç olarak benimsemesidir. Çünkü bu eylemlerin ortak karakteri gayet aşina olduğumuz sözcüklerle ifade edersek "caydırıcılık" ve "cezalandırma"dır. Kendi ütopyasında ve örneklemesinde korkuyu dışlayan bir görüşün böyle bir eylemlilik içinde olması bariz bir çelişki hatta yalan olacaktır. Kendi projesinde her türden tahakkümü dışlayan bir görüşün giriştiği her eylem korkuyu beslemek yerine korkuyu geriletici etkiye sahip olmalıdır ve bu durum da terörizm ile taban tabana zıttır.
   Terörizm içinde kabul edilmesi gereken bazı eylemlerin hedefleri ise ilk bakışta oldukça belirsizdir. Doğrudan tahakküm odaklarına yönelmeyip mevcut yaşantının tümünü hedef almaktadırlar. Örneğin geçmiş yıllarda Japonya'da yaşanan zehirli gaz eylemi, sinema vs gibi kamuya açık alanlara konulan bombalar ya da son haftaların gündemdeki konusu virüslü mektuplar gibi. Bu tür eylemler belirgin somut bir kazanım peşinde olmak yerine daha çok örtük hedefler içeriyor gibidir. Diyebiliriz ki bu eylemlerin tek gerekçesi "mevcut yaşantının katlanılamazlığına katkıda bulunmak"dır. Ama bunu mevcut yaşantının eleştirisi yoluyla sağlamazlar. Korkunun, korkutulanda bir içerik zenginleşmesi sağlamadığı açıktır; çünkü belirttiğimiz gibi, korku tüm sonuçlarıyla akıl süreçlerini dumura uğratan bir karaktere sahiptir. Yani terörizmin bu versiyonu mevcut yaşantıya yöneltilmiş hiç bir eleştiri değeri taşıyamaz. Doğrudan doğruya yaşantının sürdürülebilirliğine yönelerek, insanları muhakeme yeteneklerinden tamamen yoksunlaştırıp tıpkı hayvan terbiyecisinin sopasını sallaması ile, sopanın uzayda çizdiği yolu takip etmekten ve o yolun erişimi dışında kalmaya çalışmaktan başka bir davranış geliştirememesini hedeflemektedir. Çünkü yaşantı bir bütün olarak sürdürülemez hale gelince oluşan korku dalgası karşısında, mevcut tahakkümün korku dalgası etkisizleşmektedir. Birbirine galebe çalmaya soyunan karşıt yönlü ama korku çerçevesinde ortaklaşmış iki etki arasında kalan insanların beklenen hali derin bir çaresizlik ve umutsuzluk girdabında yaşantı korkularının canlılık korkularına eşitlenmesidir. Böylesi bir hal açıktır ki mevcut yaşantının yerine, köşeye kıstırılmışlığın kör öfkesini ya da sorgusuz sualsiz teslimiyeti koyacaktır; bunlardan hangisinin egemen olacağı, durumun kendisinden belirlenemez. Bunu belirleyecek olan, manipülasyon olanaklarına sahip güçler arasındaki rekabettir. Çünkü belirttiğimiz gibi, her iki ruh hali de muhakemeyi ve aklı, insanların davranışlarından uzaklaştırmıştır. Bazı siyasi güçlerin bu durumu "kullanılabilir" diye düşündüklerini ve bu hali oluşturmak için faaliyet gösterdiklerini söylemek abartılı olmaz. Yerine göre bazıları bu hali "devrimci durum" oluşturmak olarak tarif ederken, bazıları da normal şartlarda toplumun asla kabul etmeyeceği dayatmaları gerçekleştirmenin bir yolu olarak görmektedir. 12 Eylül darbesi sanırım bu sonuncuya iyi bir örnektir.
   Anarşistler açısından "yıkmak" önemli bir kavramdır. Ama burdaki vurgu "yıkılmaya" değil, "yıkana" yani insanadır. Bu anlamda yıkmak, özgürlük ideası ile seçilmiş bir eylem olarak yapıcıdır. Kör bir öfke ya da sonsuz bir kayıtsızlıkla yıkmak, yapıcılık içermez. Olsa olsa kollektif intihar girişimi olarak tarif edilebilir. Kaldı ki bu hal içine girmiş toplumlar "yönetilemez" oldukları bu "histeri dönemi"nde uzun süre kalamayıp, manipülasyon gücü en yüksek olana hızla teslim olacaklardır. Romanya'da yaşanan durum (bilebildiğim kadarıyla) böyledir. Çünkü yönetilemezlik bu insanların seçtikleri değil, içine sürüklendikleri bir durum, yani bir erdem değil bir histeri hali olacaktır. Anarşistlerin kendi projelerini gerçekleştirmek için böylesi bir durumu fırsat olarak kullanabilecekleri fikrine bu nedenle temelden karşı çıkıyorum. Hatırlatmak isterim ki, devrimler tarihinin ve devrim kavramının içerdiği nüansların anarşizm açısından dikkatle değerlendirilmesi bu nedenle çok önemlidir.
   Sonuç olarak, korkunun egemenliğini sürdürdüğü yerde özgürlük ve yaratıcılığın boyvermesi olanaksızdır. Anarşizmin, terörden umabileceği hiç bir şey yoktur.

 Sabri Cuha