Mehmet
Bal'ın vicdani ret açıklaması
Bizzat
9,5 ay gibi bir süre içinde bulunduğum askerliğe, 18 Ekim 2002
tarihi itibariyle devam etmemeye ve VİCDANİ REDDİMİ açıklamaya
karar vermiş bulunuyorum. Beni askerliği yapmayı reddetmeye götüren
nedenler kısaca şöyledir:
Militarizm, özü itibariyle yok etmeyi bir sorun
çözme yöntemi olarak kabul eder. Kendisini haklı çıkarabileceği
çeşitli nedenleri öne sürerek, sonuçlarından da kendini kurtarmak
için çeşitli yasalar ile yaptığını/yapacağını meşrulaştırmaya
çalışır. Bu aşamaları gerçekleştirirken elbette egemen kesimlerle
de tam bir uyum içinde çalışarak, hem onların isteklerini gerçekleştirmeye
yardımcı olur, hem de kendisi için kaynak yaratır. Bu döngü ve
uyum sürekli devam eder. Bu uyumu bozmaya çalışan veya karşı gelen
ise bir şekilde susturulur, cezalandırılır, hatta yok edilir.
Tarih bu çeşit olaylar ile doludur. Her defasında aynı oyunun
çeşitli versiyonları sahneye konur ve büyük bir başarıyla da oynanır.
Yaratılan bu durumlar o kadar açık ve nettir ki, bunu görmemek
için kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, vicdan her defasında kendini
ortaya koyarak gerçeklerin inkar edilemeyeceğini belirtir. İnsanları
en çok ikna eden sağduyu dediğimiz o duygu ise her defasında çeşitli
gerekçelere yaslanarak, yaratılan bu durumların görmezlikten gelinmesini
ister, hatta bu oyunda gönüllü yer almanın daha doğru olacağını
öne sürer. Sağduyunun güvenli ortamını seçmek insana daha cazip
gelse de, uzun erimdeki sonuçları vaat ettiklerinin tam aksini
ortaya koyacaktır.
Militarizmin özünü teşkil eden bir diğer unsur
ise kayıtsız şartsız itaattir. İnsanı kayıtsız şartsız itaate
götüren yollar da özenle ve itina ile hazırlanmıştır. Ta en başından
itibaren içine doğulan coğrafyanın ve toplumun güvenliğini sağlama
iddiası ile, kişiye sırası gelince bu yolda katılımı dayatılır.
Kişiye hiç bir biçimde fikri veya ne düşündüğü sorulmaz. Gerekçeler
hazırdır. İnsanların çizilen bu yolda gösterdikleri davranışlar
adeta kutsallaştırılarak sunulur. İçine doğduğun toplum, hatta
anne ve baba bile bunların doğruluğundan ve kutsallığından hiç
şüphe etmemektedir. Kendi çocuklarını, birilerinin ortaya koyduğu
bu yolda, fedaya dahi hazırdırlar. Zaten çocuklarını doğdukları
andan itibaren böylesi durumlara hazırlamışlardır. İstisnalar
olsa bile, ezici bir çoğunluk, aksine bir durumu düşünmek bir
yana, bunu hayal bile edemez.
Militarizmin ve yandaşlarının ortaya koyduğu/
koyacağı savaşlar sadece insana zarar vermekle kalmamaktadır.
Orduların elinde bulunan gerek nükleer gerekse biyolojik silahların
doğaya verdiği/vereceği tahribatı ve yıkımı hangi gerekçe haklı
çıkarabilir ki? Oysa o silahları insanların güvenliği ve yaşamlarının
teminatı olarak bulundurduğunu öne sürenler, o silahları kullandıkları
takdirde dünyanın nasıl bir hal alacağını bilmiyorlar mı...? Bu
çelişkiyi göremeyecek kadar aptal oldukları elbet düşünülemez.
Dünyanın içinde bulunduğu şu anki durum da yukarıdaki
kirli oyunları net bir şekilde yansıtmıyor mu? ABD ve yandaşlarının
11 Eylül`ü ve başka bir takım bahaneleri öne sürerek önce Afganistan’ı
yerle bir etmesi, şimdi de Irak’a saldırmak için hazırlanmasının
altında yatan gerçek nedenlerin güvenlik vs. olmadığını herkes
biliyor. Fakat sağduyunun güvenli kolları herkesi sarmış durumda.
İnsanlar atılacak bombaların paramparça ettiği/edeceği tüm canlıların
oluşturduğu/oluşturacağı manzarayı vicdanlarına nasıl kabul ettiriyorlar
acaba? Birkaç kesim dışında çeşitli platformlarda dillendirilen
çağrılara hiç kimsenin karşılık vermemesinden ve savaşa karşı
tepkisini ortaya koymamasından, dolaylı da olsa ABD ve yandaşlarının
güç aldığı da bir gerçek değil midir? Gerçi hiç kimse bir başkasından
belli davranışlarda bulunmasını bekleyemez, beklememelidir. Bu
tamamen insanların iç muhasebeleri sonucu verecekleri bir karar
olmalı. Nasıl ki BÜYÜK AĞABEY ortaya çıkıp, ya bizdensin ya da
karşı taraftansın diyorsa, insanların da aynı netlikle “savaşı
istiyor muyum, istemiyor muyum” diye net bir karar vermeleri gerekmektedir.
Çünkü bu savaşçı ve yok ederek inşa etme mantığı ile hareket edenler
silahını bugün başkasına doğrultmuşsa, yarın bana doğrultmayacağının
bir garantisi yok.
Gerek kendi yaşamımda bizzat yaşayarak edindiğim
acı deneyimler, gerekse 9,5 ay doğrudan içinde bulunarak edindiğim
izlenimler doğrultusunda vicdanımın sesini daha fazla inkar edemeyeceğimi
anladım. Bundan sonrası için gerekçesi ne olursa olsun vicdanım
ve iradem dışında bana askeri veya sivil, yerel veya evrensel,
hiçbir kişi, kurum veya yapının dayatacağı hiçbir edimi yerine
getirmeyeceğimi belirterek VİCDANİ REDDİMİ kamuoyuna deklare ediyorum.
Kısaca bugüne geliş sürecini de belirtmek istiyorum.
Ben 1995 Mayıs’ında 1975-2 tertip olarak askere gittim. 9 Eylül
1995’te adli bir olay nedeniyle tutuklandım. 7 yıllık bir cezaevi
süreci sonunda 23 Mayıs 2002’de tahliye oldum ve doğrudan askere
gittim. 18 Ekim’e kadar da askerliğe devam ettim.
Ayrıca kaçmak gibi bir düşüncemin de olmadığını
belirtmek isterim. Son bir defa birliğe giderek askeri kimliği
ve eşyaları teslim edeceğim.