şeytan
ayetleri I
tanrı adva ve şeytan
Tanrı
çok kızgındı. Adva’yı huzuruna çağırttı. Adva insandı
ve iki kişiydi. Korkuyla geldiler, diz çöküp beklediler.
Öylece beklendi bir süre... Neden sonra şeytan gözüktü,
ağır adımlarla yürüyüp Adva’nın arkasında durdu ve
doğrudan Tanrı’nın gözlerinin içine bakarak sordu:
"Ne var, neden çağırdın bizi?"
Bilirsiniz... Tanrı’nın öfkesi görünmez ama bilinir.
Oradaki herkes bildi öfkeyi.
"Sizi ben yarattım" dedi
Tanrı, "ama pişmanım".
"O halde kendinden utan"
diye cevapladı Şeytan. "Sen istedin diye varız,
isteğin neyse sen de osun; bizi yoketmek mi istiyorsun?
Öldür kendini o halde..."
Tanrı gözlerini Şeytan’dan kaçırdı,
belli belirsiz mırıldandı: "Bilemiyorum, sanırım
yapamadığım tek şey bu." Yavaşça Adva’ya eğildi:
"ben sizlerin yaratıcısıyım siz de benim yokedicim.
Siz yapabilirsiniz bunu."
Sonra sesi yükseldi, öfkeden çatallandı:
"Buyuruyorum: yok edin beni!"
Adva şaşkınlıkla birbirine baktı.
Korkuyla konuştular (onlar korkmayı ve konuşmayı pek
severdi):
"Ya diğerleri ne olacak? Kuşlar,
böcekler, ağaçlar, bitkiler ve hayvanlar ve sular,
taşlar, kumlar, ışık, gölge... yani dünya ve evren?"
"Onların bir kısmını zaten
yokettiniz;" diyerek kestirip attı Tanrı. "Geriye
kalanlar kendi hallerinde daha mutlu olacaklardır;
ne de olsa, ben yokolunca siz de yokolmuş olacaksınız;
yani Kozmos da yok olacak."
Adva ürperdiler: "Kaos?"
"Kaos…" dedi Tanrı… "Orda
ne bana, ne de sizin gibi Kozmos üzerine Kozmos icat
edenlere ihtiyaç yok… Belki böylesi daha iyi…"
Adva arkasında düşünceli düşünceli
somurtan Şeytan’a dönüp: "Kaosta bize yer yok
mudur?" diye telaşla sordular. Şeytan başını
kaşıdı, toynaklarını tıkırdadıp boynuzlarını sıvazlayarak
: "Sizin için hiç şans yok. Ama belki…."
dedi ve sustu.
"Belki ne?" diye atıldılar
Adva. "Söyle tanrı aşkına"
Şeytan tanrı aşkı lafını duyunca
Adva’ya ters ters baktı ve "belki… siz değil,
ama Havdem kaosun armonisine ayak uydurabilirler."
"Onlar da kim?" diyerek
gözleri hırsla parladı Adva’nın…
"Onlar da kim?" diye gürledi
Tanrı...
Bu soruların şiddetinden öne arkaya
sallandı Şeytan. "Ne bileyim ben… Böyle birileri
ile tanıştırılmışlığım yok. Ben sadece bir olasılıktan
bahsettim" diye savundu kendini. "Hem zaten
mutlak iyilik yokolunca.." sözün burasında tanrıya
bakarak bıyık altından güldü, "mutlak kötülük,
yani ben de yok olmayacak mıyım sanıyorsunuz.."
İçini çekti.
Adva umutsuzlukla birbirine baktı;
sonra ani bir kararla ayağa kalktı, gidip Tanrı’nın
yanına oturdu; hatta iki kişi olduğu için Tanrı biraz
yer açmak zorunda bile kaldı.
"Konuşmalıyız" dedi Adva.
"Nedir bu saçmalık? Toparla kendini biraz. Anlat
bize. Sorun nedir?" Bunları söylerken ellerini
dostça Tanrı’nın omuzlarına koydu, gözlerinin içine
sıcaklıkla baktı. Bu sahneyi şaşkınlıkla seyreden
Şeytan, kendini tutamayıp gülmeye başladı. Adva hışımla
Şeytan’a dönerek: "Senin yüzünden olmalı… Biz
aslında iyi varlıklarız, sana uyduk kendi doğamızdan
uzaklaştık, Babamızı küstürdük pis Şeytan" diye
hırladılar. Şeytan daha çok gülmeye başladı.
"Hadi ordan salaklar"
diye mırıldandı Tanrı. "Siz neyseniz osunuz.
Kim soktu aklınıza aslında iyi olduğunuzu?"
Adva itiraz etti: "Aslında
iyi olmasak sevme gücümüz nerden geliyor?"
Tanrı tam cevap vercekti ki, vazgeçip
ayağa kalktı, arşivine doğru gitti. Cebinden gözlüklerini
çıkarıp taktı ve yığınlarca şeyin içinden bir kağıt
parçasını çıkardı, biraz yukarı kaldırıp "Işık,
aydınlat!" buyurdu. Işık, kayıtsızca aydınlattı
kağıt parçasını. "Sizlerden biri yazmış"
diyerek gözlerini kıstı Tanrı ve okumaya başladı:
Konuşmayı öğretecekti Tanrı karga’ya:
"Sevgi" dedi. "Sevgi,
de."
Karga ağzını açtı ve bir köpekbalığı
indi denize,
Dibe doğru yol aldı, kendi derinliğini
kavrayarak.
Hayır, hayır," dedi Tanrı,
"Sevgi, de. Dene bir daha, SEVGİ."
Karga ağzını açtı ve bir karasinek,
bir çeçesineği, bir sivrisinek
Fırlayıp uçtular aşağılara,
Her biri kendi pislik yuvasına doğru.
"Son
bir kez deneyelim," dedi Tanrı. "haydi,
SEVGİ."
Karga sarsıldı, ağzını açtı, öğürdü
ve
Erkeğin gövdesiz dev başı
Yuvarlanıverdi dünyaya, fırıl fırıl
gözleri,
Yakınan sesiyle
Ve Karga öğürdü yeniden, Tanrı kendini
toparlayamadan
Ve kadının bacakarası kenetleniverdi
boğazına erkeğin, sıktı.
Çimenlerin üstünde yuvarlandılar
ikisi.
Tanrı araya girmeye çalıştı, sövdü,
ağladı.
Suçlu suçlu uçup gitti Karga.(1)
Tanrı okumayı bitirdi, "karga
meselesini biraz abartmış, ama olay üç aşağı beş yukarı
böyleydi" diyerek kağıdı arşive doğru fırlattı.
Adva hırsla konuştu: "kendi beceriksizliğinin
suçunu şimdi bize mi yüklemeye çalışıyorsun!"
"Neyseniz osunuz" dedi
Tanrı.
Adva sakin olmaya çalışarak ama
tam da başaramayarak sordu: "Ya özgürlük, eşitlik,
kardeşlik? Bunlara ne dersin?"
Şeytan bu sözleri duyunca öyle eğlendi
ki, toynaklarının çınlaması dinsin diye bir süre bekledi
Tanrı. Sonra alayla sordu: "Ne, ne, ne, nerde,
nerde, nerde?"
Adva sesine inandırıcı bir ton vermeye
çalışarak: "Bunların üzerinde çalışıyoruz"
diye cevapladı.
Tanrı ağır ağır yürüdü ve yerine
oturdu. "Sizi tanıyorum" diye söze başladı.
"Siz tembel yaratıklarımsınız." Gözlüklerinin
üzerinden Adva’yı süzerek devam etti: "Bu huyunuz
benden geçmiş olmalı. Her varlık gibi, mümkün olan
en az enerji ile varolmayı istersiniz. Boyun eğme
kolayınıza gelir. Ne zaman ki, varlığınızı sürdürmek
için gereken enerji dayanılmaz boyutlara ulaşır ve
durumu değiştirmek için gerekenden daha fazla hale
gelir, o zaman başkaldırırsınız. Sonra? Kendinize
yeni yöneticiler bulursunuz alelacele. Kim uğraşacak
o kadar çok fikirle? Düşünmek en yorucu iş sizin için.
Birileri düşünsün ve ne yapacağınızı söylesin, hatta
yaptırsın. Yeni bir boyuneğme yeni bir enerji tasarrufu."
Adva huzursuzca yerinde kıpırdanıp tam itiraz edecekti
ki, Tanrı eliyle onları susturdu ve devam etti: "Eşitlikten
anladığınız ise aynılaşmadır. Yoksa, eşitlik yani
her birinizin, biraradalığınıza değiştirici etki özgürlüğünde
eşitlenmesi sizi yorar. Pikniğe gittiğinizde bile,
mangalı nereye kuracağınıza karar verene kadar yorulursunuz,
keyfiniz kaçar. Ha bir de kardeşlik vardı di mi… Babil
kulesi vak’ası ile o meselede birlikte epey yol katetmiştik
sanırım" dedi ve acı acı güldü. "Arşivde
uzun bir kardeşlik uygulamaları dökümü olacaktı; Habil
ve Kabil ile başlayan uzun bir liste." diyerek
tam yerinden doğrulacaktı ki, başları öne eğik Adva
onu durdurdu: "Tamam gerek yok, aynı liste bizde
de var"
Tam bu sırada Şeytan söze girdi:
"Son projemizi henüz tamamlayamadık, o ne olacak?"
"Neymiş o?" diye sordu
Tanrı.
"Küreselleşme" diye yanıtladı
Şeytan; ve heyecanla projeyi anlatmaya koyuldu: "Şimdi
bakın… bunlar (eliyle Adva’yı işaret ederek) dünya
üzerinde devlet devlet, ülke ülke ayrılmış durumda
ya… Diyorum ki, neden bütün bu devletler birbirlerine
rakip gibi davranacakları yerde, bir organizma gibi
entegre olmasınlar? Baş, gövde ve bacaklar? Tıpkı
dünyanın tümünü kaplayan dev bir yaratık gibi. Her
devlet bu yaratığın bir uzvu, bir hücresi gibi olsa?
Böylece tüm organizma bir beyinle yönetilebilir ve..."
Tanrı Şeytan’ın sözünü kesti: "Marry Shelley
kulumun Dr. Frankenstein kitabındaki yaratık gibi
mi?" Şeytan durakladı, Tanrı sordu: "Sonu
nasıldı o kitabın?" Adva ve Şeytan susmayı tercih
ettiler, Tanrı arşivine bakmaya üşendi.
Uzun bir suskunluk oldu. Kimsenin
içinden konuşmak gelmedi.
Neden sonra, Şeytan da yanlarına
geldi; biraz yana kayıp ona da yer açtılar, oturdu.
Hep birlikte "Neysek oyuz" diye içgeçirdiler.
Bir süre sonra Tanrı "yeni bir big bang için
mecalim var mı?" diye düşünmeye koyuldu; Adva
ve Şeytan ise küreselleşme projesi üzerine tatlı tatlı
sohbete koyuldular. O gün kimse, yok olmaktan ve yok
etmekten bir daha bahis açmadı.
1.
Ted Hughes
Sabri
Cuha