ana sayfa    
 

 

tam çıkarken

   Bundan yaklaşık üç ay kadar önce, bir grup insan son derece alın bir istekle bir araya geldik: "bir dergi çıkaralım". Bu insanların tümü de birçok konuda farklı düşünen, farklı düşünebileceğini baştan kabul eden, bu farklılıktan bir zenginlik çıkacağını uman insanlardı. Tek tek her insanın beklentisi ne olursa olsun, üzerinde anlaşarak işe koyulmamızın ortak zemini, kendine anarşist diyen bu insanların bir araya gelişiyle (yani "mecmuA" durumuyla) anarşist etik ve kültüre bir katkı oluşturabilme arzusu idi. Ve bunu da ancak, işin kolayına kaçmadan, yani ele aldığımız her konuda klişelerin korunaklı duvarının arkasına gizlenmeksizin fikir üreterek, özgürlük dışındaki her önyargımızı tartışma alanına sokarak yapabileceğimizin farkındaydık. Elinizde tuttuğunuz şu ilk sayıda, ağdalı cümlelerle iddialı ve parlak hedefler koyan, "biz" ifadelerine boğulmuş bir "çıkarken" yazısı yazmamaya karar vermemiz bu farkındalığın bir tercihi idi. Bir derginin sayfalarını doldurmanın en kolay yollarından biri olan polemik yazılarına da aynı sebeple itibar etmedik. Ama gelin görün ki, gerçekten de bu dergi "çıkarken", anarşist çevrelerde öyle bazı olaylar yaşandı ki, bunlara kayıtsız kalmak olanaksızdı.
   Gazetelerin vukuat sayfalarının ne kadar çok okuyucuyu cezbettiği herkesçe bilinen bir gerçektir. Hatta bazı okuyucularımızın iştahının şu satırlarla nasıl kabardığını da tahmin edebiliyoruz. Ama gene de biz onların heveslerini kursaklarında bırakacağız ve işin kolayına kaçmayacağız: kim nerede ne yapmış haberciliğinden sıyrılıp, çizgileşen bir tavrı konu edeceğiz. Çünkü, bu yazıyı kaçınılmaz kılan olayların olgusal detayları zaten gerekli olduğu kadarıyla anarşist çevrelerde duyuruldu.
   Bizim sözümüzün anlaşılabilmesi için bilinmesi gereken sadece şu: kendine anarşist diyen bir grup, çok da kısa olmayan bir süredir, kendine anarşist diyen kişileri tehdit etmekte ve fiilen saldırmaktadır. Bu tür bir davranış içinde olan her politik grubun kaçınılmaz olarak yapması gerektiği gibi, onlar da bu tehdit ve saldırılara meşru bir zemin yaratmaya çalışmaktadır. Bu meşruiyeti oluşturmak için seçtikleri iki gerekçe var: ya "saldırdıklarımız kendilerine anarşist deseler bile, onlar gerçek anarşist değil", ya da "sağlam etik gerekçelerimiz var, ama açıklayamayız; onlar bunu hak etti" diyorlar. Aslında ikinci gerekçe, birinci gerekçeyi ifade edilebilir kılan, "anarşist olan biziz, bizim dışımızdakiler gerçek anarşist değil" önermesi olmaksızın var olamaz. Çünkü bir anarşistin tartışılmaz sorumluluğu, kendine anarşist diyen ve etik olarak kabul edilmesi olanaksız tutumlar içinde bulunan kişileri, tüm anarşistler nezninde teşhir etmesi ve onları haberdar ederek uyarmasıdır. Aksi halde diğer anarşistleri, bile bile tehlikeye atmış duruma düşer. Bu tür bir uyarma endişesi taşımayıp, bir tepki oluştuğunda "soran olursa açıklarız" demek durumu kurtarmaya yetmiyor. Kaldı ki, bu grup öyle etik suçlar ima etmektedir ki, bunlar, açıklayıp açıklamama keyfiliğini tamamen konu dışı bırakan ve hatta ispat gerektiren vebali ağır iddialardır. Her muğlaklığın, iftiracılıkla aynı kefeye konmaktan başka bir şansı kalmaz. Diğer taraftan, bir anarşistin bir anarşiste ceza yöntemi olarak fiili şiddet uygulamasının herhangi bir gerekçeyle meşru olamayacağını düşünüyoruz.
   Zaten, bütün yaşananlardan, yazılanlardan, söylenenlerden kristalize olan "gerçek anarşist biziz" ifadesi, bütün kötülüklerin anası olmaya yetecek kadar vahimdir. Neden bir grup böylesi bir iddiaya gerek duyar? Eğer iktidar heveslileri, "Politik Bir Hareket Olarak Güç Kazanmanın 10 Altın Kuralı" gibilerden bir kitap yazmış olsaydı (ki muhtemelen yazmışlardır ve mutlaka yanında bir de"provokatörün el kitabı" diye bir şeyi olurdu:
   KURAL 1 - "Savunduğun ideolojiyi kendi tekeline al. Çünkü sen gücünü düşmanın içinden devşiremezsin; potansiyel güç kaynağın kendi benzerlerindir. Bunu başarmanın yolu da, ideolojini kendi grubun adına tescil etmek ve senin dışında kalanları sahte ilan etmektir"
Ve şöyle devam ederdi:
   KURAL 2 - "Tek tek bireylerin bazı zaafiyetleri vardır: aidiyet ve güç. Onların bu zaaflarını tatmin edersen, senin etrafında hızla birikirler. Onlara, kendilerini ait hissedecekleri bir BİZ ve dışarıya karşı kullanabilecekleri bir GÜÇ ver; yani eldeki güce orantılı bir HEDEF göster."
   KURAL 3 - "Gücü devşirmek kadar, elde tutmak da önemlidir. Bunun doğal yolu faaliyettir. Faaliyetsiz kalan grup, kendi kendini içten yemeye başlar. Eğer faaliyet kendiliğinden doğmuyorsa, mutlaka sen yarat. Bu anlamda, faaliyetin iyisi kötüsü olmaz."
   KURAL 4 - "Eğer iç sorunların can sıkıcı boyutlara gelmişse, hemen ulaşılabilir bir DÜŞMAN yarat. Bir grubu bir arada tutmanın en garantili yolu, kokusunu alabileceği, varlığını hissedebileceği somut bir düşmandır. Eğer etrafta böyle bir düşman bulamıyorsan, kendi içinden bul: bir HAİN seç" vs vs.
   Belki bu hayali kitabın kuralları, hayatlarının bir dönemlerinde SOL grupların yakınında bulunmuş olanlara fazla bildik, dolayısıyla sıkıcı gelmiş olabilir. Ama unutmayın ki iktidar isteyen her grup, düzenin partileri de dahil olmak üzere, aynı altın kuralları uyguluyor. Ne yazık ki, yaşananlara bakılırsa, kendine anarşist diyen bir grup da bu kuralları kişisel tarihlerinden anarşizmin içine taşımış gözüküyor. Bu tür kuralların patikasında gezinmenin tadını almış bir grup, vitrinini nasıl düzenlerse düzenlesin anarşist olarak anılabilir mi?
   İşin kötüsü, anılacaktır. Belki de tüm gözlerden kaçmakta olan en vahim durum da budur. Anarşizmin Türkiye'de güç kazanmasından daha önemli olan tek şey, bu gücü hangi yöntemlerle kazandığı ve sonuçta elde kalanın ne kadar anarşizm olduğudur. Geçmişte sol gruplar da "devrim olsun da nasıl olursa olsun" pragmatistliği ile askeri cuntalardan medet umar duruma düşmediler mi? Geçmişte ve günümüzde, politik güç için, hatta kendi anladıkları anlamda devrim için, derin devlet ile pazarlıkları göze almış oldukları olasılığını kim gönül rahatlığı ile reddedebilir?
   Bir de madalyonun diğer tarafı var. Yaşadığımız toprakların bize bir azizliği midir nedir, provokasyona meyilli bir kültürden geliyoruz. Bir meydan dolusu ölüye bakıp hala karşıt gruplardan intikam almaktan başka bir şeyi göremeyen bir miyopluk başka hangi ülkede var? Ölülerinin sayısı ile övünen, faşizmle mücadele etmeyi bir kalibre sorununa indirgeyebilmiş bir tür ahmaklığa şimdi de anarşizmi mi feda etmeye çalışıyoruz?
   Mecmua katılımcıları olarak bizler, bu güne kadar yaşanmış olanlardan herkesin kendi payına çıkartması gereken çok ders olduğunu düşünüyoruz. "Kendimizi gerektiği gibi savunuruz" demek bile bize acı veriyor; çünkü anarşistlerin ufku ve istekleri bir savunma ve saldın refleksi geliştirmiş olmakla öğünecek kadar dar olamaz; bunu amipler bile yapıyor. Biz, kendine anarşist diyen herkesin, zor duruma düştüğünde kendine anarşist diyen bir başkasını yanında görebildiği bir durumdan daha azını asla kabul etmeyeceğiz. Buna engel oluşturan her davranışı teşhir etmeye kararlıyız. Unutmayın ki, aksi halde bunun hesabı SİZ'den BİZ'den değil, HEPİMİZDEN sorulacaktır.

mecmuA katılımcıları