yüzüklerin
efendisi
"Güzel bir
kitap okudum" veya "güzel bir film izledim" demek
için kullandığınız kriterler nelerdir? O kitabın ya da filmin
sizi içine alıp bambaşka bir gerçeklik içinde bir süre dolaştırıp
sonra da "keşke bitmeseydi" duygusuyla koltuğunuza geri
bırakması mı? Eğer kriteriniz bu ise, doğrudur, Yüzüklerin Efendisi
kitabı ve filmi güzeldir. Ama bence kriter olarak bundan daha
fazlasınına ihtiyacımız var; çünkü bir eserin "başarısı"
ardında büyük kötülükler barınabilir.
Özellikle fantastik edebiyatın kilometre taşı
olarak kabul edilen Yüzüklerin Efendisi kitabı ve yıllar sonra
onun sinemaya uyarlanması bu açıdan incelenmeye değer. Bu inceleme,
eleştirel yaklaşımı fantastik edebiyatın, fantastik çizgi romanların
ve fantastik sinemanın diğer örneklerine de uygulamak üzere bize
bir yöntem sunabilir.
Ben kitabı Metis Yayınları tarafından ilk yayınlandığı
zaman okudum, daha doğrusu okumaya başladım; çünkü önce 1. cilt
çıktı ve 2. cildin yayınlanması için epeyce beklemek zorunda kaldık.
Ve nihayet 3. cilt aylar sonra yayınlanınca kitabın okuması uzun
bir süreçte tamamlanabilmiş oldu. Hakkını vermek gerekir ki, J.R.R.
Tolkien usta bir yazardır (toprağı bol olsun). Ortaya çıkardığı
yapıt görkemli ve inceliklidir.
Görkemli ve incelikli yapıtlar bize nüfuz ederler;
daha doğrusu nüfuz edebildikleri ölçüde görkemli ve incelikli
olurlar. Bu yapıtların içimizde bıraktıkları/yarattıkları hislerin
nitelikleri ise ayrı bir şeydir. Bir eseri güzel kılan onun sadece
nüfuz etme başarısı mıdır? Bence hayır; içimizde bıraktıkları
şeylerin niteliği de önemlidir. Bir sanat eseri hakkında fikir
oluştururken bu sübjektif kriteri gözden uzak tutamayız.
Yüzüklerin Efendisi kitabının ana temalarını
hatırlamaya çalışalım. Önce bizi olumlanan bir sosyal ortam karşılıyor:
Hobbit ülkesi. Bu ülke barış, huzur dolu bir yerdir. Yeşil çayırları,
küçük ama hayatın tüm zevklerini sunan barınakları, sevimli kısa
boylu neşe dolu sakinleri ile bir "cennet ülke". Burda
bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Fantastik edebiyatın taşıyıcı
sütunlarından biri olan ve kitabın devamında da tutarlı bir şekilde
yer alacak bir "denklik" kurmuştur Tolkien: her ülkenin
farklı bir sosyal ortamı vardır ve her ülkenin sakinleri de buna
uyumlu şekilde fizyolojik olarak farklıdır; hatta diyebiliriz
ki farklı türlerdir. Birbirinden tamamen farklı türlerin tümüyle
"insansı" temellerini korumaları, fantastik sanatın
çok kullandığı bir özellik olmuştur. Ama işte bu denklik şunu
söylüyor: aynı dünyayı paylaşarak farklı değerleri temsil eden
bu varlıklar hem insan hem farklı türlerdir. Bu bana bir şeyi
hatırlatıyor: ırkların fizyonomik farklılıklarını sahip oldukları
değerlerdeki farklılıkla, hatta yalınkat iyilik ve kötülükle bağdaştırmak
yani ırkçılık. Tolkien bence daha da ileri gidiyor: bu farklı
ırkların herbirini sınırları belli ülkelere paylaştırıyor: buna
da en koyusundan milliyetçilik demeyeceğiz de ne deyeceğiz? Ortaya
Nasyonal Rasist gibi enteresan bir kombinasyon çıkıyor. Oysa kitabın
tümüne bakınca, bir çok eleştirmenle aynı kanıyı paylaşmamak mümkün
değil: Yüzüklerin Efendisi bir II. Dünya Savaşı eğretilemesi gibidir
ve bu eğretilemede Naziler (Nasyonal Sosyalistler) kötülerle özdeşleştirilmiştir.
Bu durum yukardaki analizi çökertir mi? Hayır. Bir insan hem nasyonalist,
hem ırkçı hem de Nazilere karşı olabilir; eğer Alman değilse.
Tolkien de Alman değildir; II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere'dedir
ve aslen Güney Afrika'lıdır. Elbette ki Güney Afrikalı olması
bizi Tolkienleştirmesin, yani buna dayanarak onun bir ırkçı olduğunu
iddia edemeyiz ama ırkçılığın gündelik hayatın bu derece içine
sinmiş olduğu bir ülkede yaşamak, insanı ırkçılık konusunda olumlu
veya olumsuz bir saf tutmaya itecektir kuşkusuz. Tolkien'nin ırkçılık
karşısında bir tutum takındığı yönünde hiç bir emare bulamadım
Yüzüklerin Efendisi'nde.
Devam edelim; hatırladığım ikinci tema Frodo'nun
üstlendiği önemli görev. Diyebiliriz ki o dünyanın kaderi Frodo'nun
elindedir. Yani Frodo bir "misyon" sahibidir. Dünyayı
kurtarma misyonu sahibi kahramanlar, fantastik edebiyatta çok
rastlanılan başka bir öğedir. Ama sadece orda değil, başka yerlerde
de bu öğeye sık rastlarız: militarizmde. Zaten kitap, hem hacimsel
hem vurgu anlamında bir macera kitabı olduğu kadar -belki de daha
fazla- bir savaş kitabıdır. Yüzüklerin Efendisi'nin en yoğun teması
savaştır. Tolkien savaşa nasıl yaklaşır? Bir kere bu bir misyon
savaşıdır, yani gerekli, meşru, kaçınılmaz ve bu bağlamda da olumlu.
Kitapta savaşlar teknik, taktik, stratejik detaylarıyla, kahramanlık
öyküleriyle, kitlesel coşkusuyla soluk soluğa okunacak şekilde
anlatılmıştır. Neredeyse bizi o savaşa katılmaya davet etmektedir.
Üstelik bu öyle bir savaştır ki, "iyi" ve "kötü"
en yoğun halleriyle karşı karşıya gelirler. "İyi ordu"
en küçük rütbelisine kadar iyi, "kötü ordu" tabir caizse
"tırnaklarının ucuna kadar kötü"dür. Bu ne manaya geliyor?
Ne yazık ki korkunç bir manaya: GENOSİT. Düşünün ki iki ulus savaşıyor;
bir taraf yayılmacı yani kötü, diğer taraf da meşru müdafa halinde
yani iyi. Örnek olarak Vietnamlıları ve Amerikalıları alalım.
Tolkien'in eseri bu durumu şöyle yorumluyor: Eğer Vietnamlılar
iyi ise, kötü Amerikalıları beşikteki bebeklerine kadar öldürme
hakkına hatta misyonuna sahiptir. Yani tıpkı Mordor gibi, Amerikalı
deniz piyadelerini o topraklara sürükleyen şey merkezi iktidar
değil, her Amerikalının kanındaki alyuvarlara bile sinmiş olan
katıksız kötülüktür. Bu nedenle Tolkien'in savaşı, kötülerin yalnızca
liderinin iktıdardan düşürülmesi ile değil, ne kadar mordorlu
varsa hepsinin yokedilmesi ile kazanılabilir.
Tolkien'e fazla yüklendiğimi düşünüyorsanız,
sabredin; daha bitmedi.
Yüzüklerin Efendisi'nde kaç tane kadın hatırlıyorsunuz?
Ben bir Elf Kraliçesi, bir de erkek gibi savaşan soylu bir kadın
hatırlıyorum. Yani bu kitabın kapıları sadece erkeklere denk bir
güce sahip olan kadınlara açılıyor; kontenjanı da çok sınırlı.
Üstelik bunca farklı "tür" insansı yaratık ince ince
tasvir edilip anlatılıyor ama bunların nasıl ürediğine dair en
ufak bir anlatı bulamıyoruz. Tolkien kadın olarak davranan kadınları
bu erkek dünyaya layık görmediği için olsa gerek, seksten bahsetmeyi
hiç sevmiyor. Bence bu kitabın yazarı gerçek bir seksisttir.
Bu ve daha bahsetmediğimiz diğer nedenlerle
(gücü yüceltme, sadakat vb) ben, Yüzüklerin Efendisi kitabının
ve ne kadar ustalıkla yapılmış olursa olsun aynı isimli filminin,
"kötü" olduğunu düşünüyorum.
Sanıyorum sanat eserlerine bu tür bir yaklaşım
gereklidir ve sanatı herşeyden kopuk apayrı bir kategori olarak
niteleyen kapitalist sisteme karşı yürütülmesi gereken mücadelenin
bir metodudur; hele hele sinemanın en büyük manipülasyon araçlarından
biri haline getirildiği bu çağda.
Sabri
Cuha